örgü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
örgü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Nisan 2015 Cumartesi

son aylardan


Sessiz ve kimsesiz kalan blogum birazcık hareketlensin diye birbiriyle pek de alakalı görünmeyen bir sürü fotoğraf yayınlıyorum. Siz bilirsiniz isterseniz bakmayın. Mesela alt fotoğraftaki, aylar önce kızım için diktiğim, İstanbul'a giderken götürmeyi unuttuğum ve hala mankenin üzerinde duran elbise. Kumaşı viskon veya krep gibi bir şey. Nereden aldığımı hatırlamıyorum ama kalıbını bir arkadaşın üzerinde beğendiğim elbiseden çıkardığımı söyleyebilirim. Her iki yanında geniş-boydan üçgen parçalar var ve cepler buradan açılıyor. 


Beğenerek aldığım resimli kumaşı hiç bir şeye uygun bulamayınca çocuk önlüğü diktim. Ailede kız çocuk çok nasılsa... (Aile hala çoğalıyor)  Bu tarz kumaşlarda desenli kısmı etek ucuna getirmek dışında fikri olan varsa seve seve kabul ederim. 


Bu önlüğün bir kaç versiyonunu daha yapmıştım, fotoğraflamayı unutmuşum. En tepedeki yelek ve devamı örgüler de aileye katılan yeni üyelerden (kapı süsleri yaptığım) bir tanesine kardeşimin ördüğü hırka ve yelekler, ki kendisi anneannesi olur tosbiğin.




Durun bitmedi...


 Bir kısmını da toplu alıyoruz.


Birazdan bir post daha, dikis-terapi klasik bebe elbiseleri... Mutlu kalın.

14 Haziran 2014 Cumartesi

işte geldim, burdayım


'Hay Allah! Dört aydır yazmamış mıyım ben buraya? Hiç farketmedim.' gibi bir pişkinlikle, hiç ara vermemiş gibi yazmak garip olacak. Aylardır hiç canım istemedi, hatta o çok sevdiğim blogları bile gezemedim bu sürede. Yazmamanın bahanesi çok, aslında tek nedeni, isteksizlik. Ülkede ve dünyada yaşananlar, son aylarda başımıza gelen felaketler bir yana, devam eden günlük hayatımızda peş  peşe yaşanan değişikliklerin sürüklediği karamsarlık çukurundan yavaş yavaş çıkmayı başardım sanıyorum. 


Baharın ilk çiçekleri ve ardından  erguvan zamanı bir İstanbul'a taşınma yaşadık.


Sonra ofis taşınması, girilemeyen üniversite sınavı, seçimler, peş peşe yaşanan su baskınları, Soma felaketi, televizyon izlerken kendimi örgüye vurduğum günler.


Kızçenin ördüğü bebek hırkalarından artan yünlerle ördüğüm bebek battaniyesi. Çabucak bitmeyen işleri yapmak zor geliyor artık, bu yüzden örgü de benim sadece televizyon karşısında yaptığım aktivitelerden. Koltuğun yanında iplerim ve örgülerim duruyor ve ne zaman televizyon karşısına geçersem, keyfim hangisini isterse o örgüye devam ediyorum. 


Bebek hırkası demişken, bir tanesi bu mesela...


Bir de bu arada söylemeyim, 6 yıldır oturduğum evimde, hiç bir zaman çiçek açmayan tüm menekşeler, yılbaşı çiçeği ve orkideler de çiçek verdi, nedenini bilmiyorum.


Nedensiz coşan bu çiçekler, hala çiçekli durumdalar. Siz bunlara bakarken, ben yeni dikilmiş bebek elbiselerini yayına hazırlayayım. 









14 Ekim 2013 Pazartesi

triko zamanı


Kumaşçılarda triko kumaşlara musallat oldum bu kez, bu hiç iyi olmadı, çünkü triko kumaş  fazlaca yer işgal ediyor. Ne tarafa çekersen o yana uzayan trikoyu (ki 2 metreye yakındı) sonunda yere sererek biçtim, hep hayal ettiğim gibi, kalıpsız, giysi üzerinden. Sanki çoğu çöpe gitmeyecekmiş gibi cimri cimri hem de... Tam bir hafta uğraşarak bir şeye benzettim, çamaşır sepetinde yıkanmayı bekliyor. Fotoğrafı yok. 


Kalan minik bir parçayı, yine tamamen uydurma şekilde kafadan minik bir kazak gibi kestim. Düz makine dikişi ve overlok ile buraya kadar mükemmel oldu.  


Altına tüll-kumaş karışımı etek düşündüm ve burada diktiğim modeli kumaşın üzerine bir kat tül yerleştirip diktim. 


 Trikonun yaka, etek ve kol ağızları çift dikişle yamulunca, yeni başladığım örgüme sarıldım. 


  Şık Düğme'de ihraç fazlası saf yün (%100) 50 gramlık yumaklar 2 TL. Tabii ki renk seçeneği fazla değil. 


Üzerinde yazılı markanın web sitesine baktığımda, (soufle) renkler çok çeşitli. Fiyat bilgisini merak ettim, burası bir fikir verebilir. 


Örgüsü zevkli ve kalın (7-8 numara) şişle örüldüğü için kolay biten cinsten. Mutlu bayramlar.

6 Ocak 2013 Pazar

yastık zamanı


Tembellikte istikrar kazandığımın resmidir, bu kadar uzun aralarla bloga bir şey yazmak. Ürün yoksa yazı yok tabii. Dengen bozulmuşsa bir kez, taşların yerine oturmasını bekleyeceksin. Yeni yıl da yeni bir şey getirmedi zaten:) Yeni bir yıla, mevsime ya da aya fazlaca anlam yükleyenlerden değilim de insan umuda kapılmaktan geri kalamıyor, ümit güzel şey doğrusu. 


Özetle: Bu aralar halâ keyifsizim, halâ bir şeyler yapasım yok. Yastık dikmekten öteye geçemedim. Ha, onu da öyle iki kumaşı üst üste getir, dik şeklinde yapamam o ayrı, ya fitil ya da fırfır ya da başka bir şey geçirip iki kuruşluk işi zorlaştırmakta da üstüme yoktur. 


Yastıklarda her iki yüzü de kullanmak isterim. O yüzden düğme v.s. gibi açma-kapama bölümlerini mümkün olduğunca ortaya değil, yana yapmaya çalışırım. Takıntı işte...


Televizyon seyrederken canım sıkılmasın diye ördüğüm bir parçayı da kumaşa geçirerek yastık yaptım. TV seyredilmiyor, hatta hiç açılmıyor bizde, kırk yılda bir izlersem mutlaka beraberinde bir şey yaparım, ütü ya da örgü gibi. Bazen de sırf ütü yaparken sıkılmamak için açıyorum TV'yi. Oğlan zaten PC başında kalkamıyor. 


Bu yastığın kumaşı da bir önceki posttaki elbiseden kalan. Kenarlarına overlok geçirdiğim duck kumaştan fırfır yaptım, küçük yastık biraz büyük görünmeye başladı. Ha, overlok makinesi aldığımı söylememiştim değil mi? Pfaff Hobbylock olur kendisi. Alalı epey oldu ama ilk kez kullandım. 


Hafta sonunun kalan saatlerini keyifle geçirmeniz dileğiyle....

22 Ekim 2012 Pazartesi

eskilerden kalanlar



İki haftadır hiç bir şey dikememenin, dolayısıyla bloga yazı yazamamanın, bir de üstelik dikisdersinin başlattığı birlikte dikiş etkinliğinin gereğini yerine getirememenin yarattığı, mutsuzluk, suçluluk karışımı duygular içerisindeyim. Bir kıpırdanmaz isem hissediyorum kısır döngü oluşacak, zamansızlıktan dikiş dikemeyip mutsuz olacağım mutsuz oldukça dikiş dikmek, dikmedikçe bloga yazı yazmak zorlaşacak.

(Makyaj çantası cafenoHut'ta görülüp özenilerek dikilmiştir.)
En iyisi eskileri karıştırayım derken, birden etkinlik için almış olduğum kumaştan, kızıma bir etek dikmek geldi aklıma. Hadi derken etek olabilecek bir kaç kumaş daha geçti elime. Hayırlısıyla bir kaç etek sahibi olacak, aldığım azıcık zıpır, az kokoş kıyafetleri işyerinde giymeyi reddeden, "işyerimin kurumsal kimliğine yakışır giyinmek zorundayım" diyerek, benden bile sade giyinen kızım.


"Benden bile" derken yaşımı değil tarzımı, sade ve düz, klasik hatta kimilerine göre tarzı yok denebilecek tarzımı kastediyorum. Evet sade, klasik giyinmeyi, üzerimde dikkat çekici parıltıların olmamasını seviyorum, çünkü böyle rahat hissediyorum. Biraz kişilik, biraz da mesleğimin etkisi galiba, bir de yaşım ve her yıl çaktırmadan üzerime yapışan artı kilolar, gittikçe daha da sadeleştiriyor beni. Moda diye şehrin ortasında şalvar pantalonla, neon ışıltılarla gezmeyi hiç sevmedim. Her insanın bir parıltısı vardır zaten. Ama giyene, yakıştırana da helal olsun deyip, kimseyi eleştirmiyor ya da ayıplamıyorum. Tabii tipine, vücut ölçülerine, yaşına, yaşamına, sosyal konumuna, hatta inancına biraz da uygun olursa. Yoksa çok pis gülerim valla (içimden).


Fotoğraflar alakasız değil mi? Ne yapayım, günü kurtarmak için eskileri karıştırdım, paylaşmadığım bir şeyler var mı diye. Yokmuş. Ben de bunları yayınlamak istedim satır aralarında.

Herkese çocukluğumuzun bayramları tadında bayramlar diliyorum.

17 Haziran 2012 Pazar

kısa bir İstanbul molası


Tamamen elimizde olan nedenlerden dolayı yayınımıza ara verdik ve 1,5 günlük kısa bir hafta sonu kaçamağı yapmak üzere İstanbul'a gittik. 


İstanbul, aynı İstanbul, aynı karmaşa, gürültü, patırtı, ama bir yandan güzel, düzenli, her attığım adımda rastladığım bir sürprizle beni halâ şaşırtan... 


Tünel'deki metroya binmemiştim hiç, dünyanın ikinci metrosuymuş.  İlki Londra'da. 


Bir de sokak çalgıcısı mı denir, başka bir ismi var mıdır bilmediğim biri aşağıdaki resimde. Heykel gibi duruşu da, hareket ederken hareketleri de zarif. 


Kızım Ankara'da da olduğunu söyledi ama ben yıllardır hafta sonlarında doğru dürüst sokağa bile çıkmadığım için rastlamadım. Çok gerekirse bir kaç kez Kızılay'a, bazen de AVM'lere gittiğim olmuştur da dikişe başladığımdan bu yana AVM'lerden de zevk almamaya başladım. 


Örgüler kızımın eseri, çok sevdiği bir akrabamızın doğacak bebeği için başladı sanırım. 


Üsttekiler hırka, alttakiler yelek, çok kullanışlı olacaklar. 


Ben en çok bunu sevdim, yaka ve ön açıklığı tamamlamamış daha...


Bir de bu hırka, yakası ve kolları da hoş olmuş. 


Yeleğin deseni arkada da devam ediyor.


Yepyeni dikişlerde görüşmek üzere...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...