28 Nisan 2013 Pazar

pudra tafta elbise


Postu yayınlarken 100. yayınım olduğunu farkettim. Zaman çabuk geçiyor, bakınca ben bile şaşırıyorum bunları ne zaman diktim diye... Geçen postlardan birinde sözünü ettiğim 50'li yılların modeli olan elbiseden, önce bir tane siyah, değişik bir kumaştan diktim,


Sonra bir de pembe tafta ile diktim aynısını, ikinciyi dikmek çok kolay oldu. İlkinden ağzım yandı, ikincinin pli yerlerini bol teyel ile işaretledim. 


Kalıp sanki gerçekten de eski dergilerden alınmış gibi. (Beden konusunda hata yapmışım, yeni farkettim. 34 beden kalıbı kullanmışım.) Birazcık bollaştırmak ve kısaltmak dışında fazla oynama yapmadım, özellikle kol oyuğu v.s. tam oldu. 


Alt etekleri dergide tarif edildiği yapmadım. tül rahatsız ediyor çünkü. tülle birlikte saten astar da geçirdim. 


Tül eteği mankene giydirmek kısmet olmadı. Dar geldi. Beline iğne ile tutturup, giyildiğinde geleceği şekli aşağıdaki gibi göstermek için etek baskı yerlerini de iğneledim.


Tafta ilk kez kullandığım bir kumaş, ancak dikişi zorlamadı.


Yeni bir haftaya başlarken mutluluklar herkese...

22 Nisan 2013 Pazartesi

tunik ve kitaplar


Bu aralar pek bir üretken gördüm kendimi, övünmek gibi ol-sun... Nasıl bir hırs kapladıysa içimi, zamanı nasıl daha verimli kullanırım diye düşünüp, hızla işe koyulduğumda, üretmenin sonu yok. Yok da, ne dikeceğim diye düşünmek çok zaman alıyor yahu. 


Bahsettiğim yeni kumaşlardan biri de bu, tunik oldu. Tünik mi demeliyim yoksa? Minikler için tabii ki... 110 beden, yani 5 yaş için. 


Yaka açıklığı biraz fazla gibi geldi gözüme, milimine kadar kalıba sadık kaldım oysa. 2011/Mayıs Burdasından 136 numaralı model. 


Altlarda ön kısmını yuvarlak, arkayı düz diktim.


Paylaşmadan geçemeyeceğim, son bir haftada okuduğum 4 kitabın son ikisinden söz ediyorum. (Çok gelmesin gözünüze,  ilk ikisi (Debbie Macomber - Güllimanı Oteli ve John Verdon-Şeytanı Uyandırma) sürükleyici, hafif kitaplardı, çabucak bitiverdiler. Diğer ikisi ise Marc Levy-Dostlarım Aşklarım ve henüz bitirmediğim Ece Temelkuran-Düğümlere Üfleyen Kadınlar 


Marc Levy, benimle aynı kuşaktan bir İzmirli-Amerikalı-Fransız mimar-yazar-senarist. Kızım sayesinde tanıdım kendisini ve fantastik tür sevmememe rağmen kitaplarının çoğunu severek okudum. Son okuduğum kitabı Dostlarım ve Aşklarım, film senaryosu gibi ve çok sevimli, çok içten. Kitaplığımızın bir bölümünü kaplayan Can Yayınlarının içerisinde Marc Levy önemli bir yer işgal ediyor. (Postun en altında, Marc Levy ile ilgili itusozluk den alıntılar var.)


Diğer kitap Düğümlere Üfleyen Kadınlar, henüz bitmedi. Okumaya nasıl mı zaman buluyorum? Sadece gece yatmadan önce ve işe gelip gitme sırasında serviste okuyorum. Ama kitap çok sürükleyici ise, -John Verdon veya Kristin Hannah kitapları gibi- bitirmeden uyuyamıyor ve ertesi sabah sürünerek kalkıp işe gidiyorum. 


Önerir miyim? Evet. Aslında kitaptan zevk alma, biraz insanın ruh haline göre de değişiyor. Yıllar önce Her Kadın Bir Rus Şaire Aşık Olur -yazarı hatırlamıyorum- adlı bir kitap okumuştum, çok severek. Oysa o kitabı üç-dört ay önce ilk elime aldığımda, beni sarmamış, bırakmak zorunda kalmıştım. Şimdi ümit ediyorum ki, geçen yaz okumaya çalışıp da bir türlü başaramadığım Şairin Romanı'nı -Murathan Mungan-çok severim- severek okuyabilecek bir kıvamda olur ruh halim en kısa zamanda. 

itusozluk.com'dan alıntıdır: Marc Levy 

(fantastik,romantik ve yer yer komik öğeleri bir araya getirdiği kitaplarını okumaktan büyük keyif alınan aynı zamanda mimar olan yazar.kafanızı rahatlatmak istediğinizde en iyi seçimlerden biri olabilir özellikle keşke gerçek olsa ve dostlarım aşklarım kitapları.

romantik komedi film izler tadında kitaplar yazan yazar. karmaşanın can sıkıntısının ortasında bir okuyuşta bitiriyorsunuz kitaplarını. eğlenceli ve günlük hayatın içinden. size fazlasını sunmuyor.

sonsuzluk için yedi gün kitabıyla beni etkilemişi ve diğer kitaplarını okumama sebep olmuştr. birbirimize söyleyemediğimiz onca şey adlı kitabını bir kısmında gözlerim dolarak okumuştum. yazda geldi keyif için alıp okunabilir kitapları.)

20 Nisan 2013 Cumartesi

elbise günleri başlıyor


Baharın nazlanarak olsa da güneşli yüzünü göstermesiyle birlikte pembelere, çiçekli, böcekli kumaşlara gidiyor elim yine. 


Yeni çıkan kumaşlar, moda, tasarım gibi konularda biraz arkadan giden Ankara kumaşçılarında yukarıdaki kumaşı görmenin bünyemde yarattığı şoku, mesaiye yetişme kaygısı ile kısa sürede atlattıktan sonra kendime geldiğimde, kumaşın tamamını satın alırken buldum kendimi. Şaşırmayın canım, atla deve değil sadece 4,20 m kalmış. 


İşin daha da güzeli aynı kumaşçıya, kızım için tafta almaya gittiğimde buna benzer iki hatta üç kumaşla daha karşılaşmak oldu. Bu kez şok geçirmedim tabii. Bir tanesi şifon benzeri ve geniş lacivert beyaz çizgi-bantları olan bir kumaştı. Onunla çocuk elbisesi yapamayacağım. Belki kızıma bir tunik ya da elbise yaparım. Diğer kumaş çeşitlerini diktiğimde blogda ya da İzmir Caddesindeki terzilerin bulunduğu Sönmezer Pasajı'ndaki Bursa Kumaş'ta görebilirsiniz, tabii kalmışsa... (Nerden aldığımı soranlar olacaktır diye yazıyorum. Yine de soran oluyor bazen:) 


Pembe kumaşımı, çok olmasına rağmen kıyamayarak kestim, diktim. Öyle kıyamadım ki kumaşa, görmemiş misali... ne dikeceğimi bilemedim önce. Sonra, keserken kumaşı, öyle bir tasarruflu kesmişim ki, kolsuz olacak elbisenin kol ağzına geçirmek için şöyle kıyıdan köşeden 20 santimlik bir verev bant çıkarmak mümkün olmadı. Ben de koca kumaşı verev bant için heba etmeyeyim bari diye kol kestim, diktim. Off, şimdi yazarken içim daraldı. 


Önümüzdeki hafta, alttaki 50'li yıllara aitmiş gibi görünen elbiseyi pembe tafta kumaştan dikmeyi düşünüyorum. Tabii kızım için... Aslında bir tane diktim, siyah sentetik bir kumaştan ve güzel de oldu. Yalnız manken siyah. elbise siyah, güneş yok fotoğraflar  güzel çıkmıyor, fotoğraflayamadım. Alttaki model 2009/1 Burda Pratik Dikiş, 5A 


Güneşli ve sıcak bir hafta sonu dileklerimle...

6 Nisan 2013 Cumartesi

kapitone minik çanta ve bir bluz


Yine minik bir kapitone çanta diktim, bu kez geçenlerde yeni alınıp boyunu kısalttığımız, kızkardeşimin pantolonunun kesilip atılacak olan paça parçasından. Dikerken gayet doğal geldi de şimdi yazarken dehşete düştüm. Tasarrufun böylesi?!  
(pantalon, Fransızca bir sözcük. Türkçeye pantolon olarak almışız, tdk da benim gibi düşünüyor. Postumun altına tekstil ile ilgili bir kaç sözcüğün, Türk Dil Kurumu'nca kabul edilen şekillerini yazdım.)


Tabii paçalar, çanta sapının yapılmasına elvermedi, diğer jean kumaşlardan yaptım. Dikkatli bakılmayınca fark anlaşılmıyor. Kumaş parçalarını önce kapitone yaptım. Sonra yukarıda görülen kalıbı çizdim ve kumaşı kestim. Aslında bu tip, yani kapaksız fermuarlı çantalarda tam dikdörtgen değil, alt kısmı geniş üste doğru daralan bir kalıp daha hoş duruyor ama çanta zaten minik olduğu için uğraşmadım.


Çantanın kalıplı duruşu sizi aldatmasın, içi kumaşla dolu. Yoksa hiç bir kumaş çanta, içine tekstil dışında (röntgen filmi, plastik v.s.) yerleştirmediğiniz sürece dimdik ve dümdüz durmaz. Kumaşın özelliği zaten bu, yani yumuşak olması.


Bu da kendime diktiğim bluz. Burda Nisan 2013, 106 numaralı model. Kumaş internette kupra diye anılıyor ama kumaşçı ısrarla kupra değil, taşlanmış ipek olduğunu söylüyor.


Dikimi son derece basit, dökümlü kumaşlarla dikildiğinde güzel duruyor, üzerimde nasıl durur bilmiyorum. Giymeye üşendim sabah sabah.


Mutlulukla dolu, dolu dolu bir hafta sonu dilerim.

(Fransızca jaquette-ceket (çeket değil), cravate- kravat (gravat değil) guipure-güpür (gipür değil), Rusça, haraşo (haroşa değil), garde-robe, gardırop (gardolap değil), pardessus-pardösü (pardüse değil)                     , 

31 Mart 2013 Pazar

kapitone çocuk çantası


Görüldüğü gibi, bir önceki postumda minik prenses için diktiğimi söylediğim elbiseyi bir kat fırfır ekleyerek biraz uzattım. Üzerine nasıl olacağını bilmiyorum, daha önce söylediğim gibi bizim minikleri pek fazla göremiyorum. Ama elbisenin askıda duruşu küt bir görüntü sergiliyordu, hoşuma gitmedi. 


Giyim kuşamda küt görüntü göz yoruyor. Kısa boylu bir bayanı, belki uzun görünebilmek için giydiği ama tam tersi kısa gösteren bir mini etekle gördüğümde hep aklıma bu kitap gelir. Hepsi bildiğimiz şeyler kitapta söylenenler, ama isimlendirilip teşhis konulunca insan daha bir farkına varıyor. Vücut orantılı olduğu, fazla kilolu olmadığı sürece boy çok da önemli değil. Oysa bildiğim çok kişi kısa boylarını, kalın bacaklarını, orantısız vücutlarını gözümüze soka soka geziniyor. 


Neyse, miniğin elbisesinden artan mini minnacık bir kumaşla da, bu sitede gördüğüm çantadan diktim. Bu kadar özensiz diktiğim bir şeyin bu kadar güzel olması da beni çok şaşırttı. Üstelik, dolaplardan neredeyse tepeme dökülecek kumaş yığınları dururken, 20 cm lik bir kumaşla hem elbise hem de çanta dikmiş olmanın  haklı gururunu da yaşamış oldum. (Tabii ki, fikir için de site sahibine teşekkür ediyorum, çeviri yapınca adı Tatiana yazıyor.) 


Elbiseden kalan parçayı önce sıkıştırılmış elyaf kullanarak kapitone yaptım. Sonra, daha önce kendi başıma ölçüp biçerek oluşturduğum kalıpla çantayı kestim. Orijinalinde arka parça ve kapak tek parça yapılmış benim kumaşım yeterli olmadığından ayrı ayrı kestim.



Kapitone yaparken puanlı kumaşı kullanıp astar dikmemeyi düşündüm önce. Astarsız çalışılabilecek bir teknikle diktim çünkü. Bu teknikte dikişler kumaşın yüzünden çekilip, dikiş yerlerine biye geçiriliyor. Çantanın içine de minicik bir cep diktim. 


Uygun düğme bulamadım, uyduruk bir düğme bastırdım elimdeki aparatları kullanarak. Çantanın yapımı hakkında bir öğretici yayınlamayı çok arzu ederdim, ancak olanaksız şu günlerde. Az da olsa dikiş dikip, bloga yazabildiğime şükrediyorum. 

Güzel bir haftaya, güzelliklerle başlamak dileği ile...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...